GALATA’NIN ÖYKÜSÜ

Antik Çağda “Sykai” (İncirlik)  olarak adlandırılan Galata Bölgesi, Roma Dönemi İstanbul’unun 14 mahallesi içinde XIII numaralı olanıydı. İmparator Iustinianus(527-565), buraya kendi adını vermiş ve bölge “Iustinianai” ve “ Iuistinianapolis” adlarıyla anılmıştır. Zamanla bölgenin adı “Galata” olarak yerleşmiştir, ama bu adın kökeni kesin olarak bilinmiyor. Yörenin hem Bizans, hem de Osmanlı’nın erken dönemlerinde bile mandıraları ile ünlü olması nedeniyle adının süt anlamındaki “galaktos” sözcüğünden geldiği öne sürülüyor. Bir başka sav ise İtalyancadaki “calata” (iskeleye inen merdivenli yol) sözcüğünden türediği yolundadır. Ya da bir Galatyalı’nın burada yaşamış olmasından dolayı bu adı aldığı şeklinde de düşünceler vardır.

Byzantion’un (eski İstanbul) MÖ 7. yüzyılda kolonize edilmesiyle birlikte, Haliç’in karşı kıyısında da çeşitli yapılar inşa edilir ve zamanla bir yerleşim oluşur. Aslında bu bölgenin adı tarihi Byzantion’la paraleldir denebilir. Roma Dönemi’nde, burada surlarla çevrilmiş, kilisesi, hamamları, forumu, tiyatrosu ve limanı bulunan bir yerleşim söz konusuydu. Bu eski dönemden günümüze yalnızca Yeraltı Camii olarak bilinen ve Haliç’i kapatan zincirin bir ucunun bulunduğu “Kastellion” un (6.yy) altyapısı kalmıştır.

Galata, bugünkü ticari önemini Bizans döneminde Ceneviz ve Venedik kolonisi olduğu zaman kazanmıştır. 12. yüzyılda kazandıkları ticari ayrıcalıkları, 4. Haçlı Seferiyle gelen Latinlerin işgali sırasında gelen Venediklilere kaptıran Cenovalılar (Cenevizler), 1261 yılında Bizanslıların başkenti tekrar ele geçirmesiyle birlikte Galata Bölgesi’ne yerleşmişler ve kendilerine izin verilmemesine karşın kolonilerini surlarla çevirmişlerdir. Galata Kulesi, bu surların en üst noktasındaki gözetleme amaçlı kuledir (14 yy) .

İstanbul kuşatması sırasında Cenovalılar tarafsız tarafsız kalmayı kabul ettiler ama fetih sonrası Fatih Sultan Mehmet, onların Bizans’a gizlice yardım ettiğini ileri sürerek özerkliklerini kaldırıp, can ve ticari serbestlik garantisi verdi. Başlangıçta Rum ağırlıklı olan nüfus giderek Türk-İslam ağırlıklı oldu. Ama bölge, ticari önemini ve ağırlığını her zaman korudu.

20. yüzyılda, önce deniz ticaretinin öneminin azalması, nüfusun homojenleşmesi ve imar faaliyetleriyle çehrenin değişmesi sonucu bölge farklılaşmaya başladı. İstanbul’un iç dinamikleri nedeni ile bankacılık sektörünün Maslak tarafına kayması, ticaret hayatının Taksim’in kuzeyine kayması ile de bölgenin ticari hayattaki yeri oldukça değişti. 1980’lerdeki çevre düzenlemesi ve kültürel turizmin artması ile de bölge, yeni bir görünüm kazanmaya devam ediyor.